Neden Farketmez Deriz?
Cevap basit: çünkü çoğu zaman gerçekten farketmez. Ama bunu kabul etmek bu kadar zor olmamalı.
Günün sonunda beyin de yorulur
Sabahtan beri onlarca küçük karar verdin: ne giyeceksin, hangi yoldan gideceksin, mesaja nasıl cevap yazacaksın. Psikolojide buna karar yorgunluğu deniyor: verdiğin karar sayısı arttıkça sonrakilerin kalitesi düşebilir ya da en kolay yola, yani "farketmez"e sapma ihtimalin artar. (Bu etkinin ne kadar güçlü olduğu bilim dünyasında hâlâ tartışılıyor ama akşam yemeğine karar verirken hepimiz bunu bir şekilde hissetmişizdir.)
Seçenek çoksa, mutluluk azalır mı?
Psikolog Barry Schwartz'ın popülerleştirdiği seçim paradoksu fikri şunu söyler: daha fazla seçenek özgürlük gibi görünür ama çoğu zaman karar vermeyi zorlaştırır, seçtikten sonra da "acaba diğerini mi seçseydim" pişmanlığı bırakır. Sık anlatılan reçel deneyinde, 24 çeşit reçel sunulan tezgâha daha çok kişi uğramış, ama 6 çeşit olan tezgâhtan daha çok kişi gerçekten satın almış. Menüde kırk çeşit pizza gördüğünde hissettiğin o hafif panik tam olarak bu.
Buridan'ın eşeği
Peki ya seçenek sayısı hiç fazla değilse — sadece iki tane olsa bile? İşte o zaman devreye başka bir şey giriyor. Ortaçağ düşünürü Jean Buridan'a atfedilen bir hikâye var: aç ve susuz bir eşek, birbirine tam eşit uzaklıkta duran iki saman yığınının ortasında kalır. Hangisini seçeceğine karar veremez ve ikisine de ulaşamadan... şey, hikâyenin sonunu tahmin edersin. Mesele şu: iki seçenek gerçekten eşitse, hangisini seçtiğin değil, seçmen önemlidir.
Yani?
Seçenekler birbirine yakınsa, yanlış seçmenin bedeli çoğu zaman düşünmenin bedelinden küçüktür. O yüzden yazıyorsun, basıyorsun, bir şey çıkıyor. Çıkan sonuç içine sinmezse de değerli bir şey öğrenmiş oluyorsun: aslında hangisini istediğini biliyormuşsun.
Haydi, Buridan'ın eşeği olma. Belki de fark eder.